Çılgınlık öncelikle cep telefonlarında başladı. Dün çıkan telefon eskimeden, bir üst modeli piyasaya sürülürken, toplumda babasının bir ay önce aldığı son model telefonu beğenmeyip, kendi telefonunun son modelliğini eskiten bir son model telefon almadığı için babasına kızgınlığını belirtmek amacıyla akşam yemeğine inmeyen tipler türedi. İnsan dünden önceki gün ‘Yeni çıkan telefonu gördün mü?' sorusunu dudaklarına değdirirken biliyor muydu bilmiyorum, dün de bugün de o sorunun artık dudaklarının sürekli misafiri olacağını. Yani o kadar ki; yeni model telefon çıkmasa bile insanlar, alışkanlıklarından dolayı yine o soruyu soracaklar.
Çılgınlık telefon şirketlerine de bulaştı. Minibüslerdeki öğrenci indiriminden ilham almış olmalılar, 'öğrenciysen şöyle, öğrenciysen böyle, öğrenciysen kimliğinle gel...' muhabbetleri uçuşmaya başladı havada. E öğrencilerde 'Nerede beleş, oraya yerleş' mantığıyla gittiler tabi. Hem davete icabet etmemek olmaz. Ayıp denen bir şey var. Cık cık... Sonra telefon şirketleri dediler; 'Ayrımcılık olmasın.' ; polis için, öğretmen için, kamu için ve de Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'nın ailesinin bireyleri için kampanyalar çıktı. En komiği de gençler için olanıydı bence. ‘Gençsen geleceksin.’ Tarzında kampanyaya seksenlik bir nine de katılmak istese, ‘Ben hala genç hissediyorum.’ savunmasıyla, çok merak ediyorum neler olacağını.
Ve tabi ki çılgınlıktan ev telefonları da nasibini aldı. ‘ Cep telefonunun benden ne üstünlüğü var.’ diye gaza gelip kendilerini aştılar. ‘Evleniyorsan gel.’ muhabbetinden sonra, evlenenlerin sayısı garip bir biçimde arttı bence (!). Yakında ‘Hamileysen gel.’ diye bir kampanya çıktığında nüfusun birden arttığını duyarsanız şaşırmayın yani…
Her yere uğrayan çılgınlık, tabi ki en çok insanlarda misafir kaldı. Kimi mesaj manyağı oldu, uyurken bile parmakları hareket eder hale geldi; kimi kulağına yapışan hatta kulağına kaçan telefonu aldırmak için ameliyat masasına yattı; kimi de sokakta yürümeye korkar oldu, atılan bir mesaj ya da çağrı kafasını gözünü yaracak diye…
Yapılan tüm çalışmaların amacına ulaştığı kesin; telefon kullanımı arttı, insanlar telefonla yatıp telefonla kalkar oldular ve artık telefon vazgeçilmez oldu; öyle ki ‘Her sabah bir bardak telefon.’ demeye başladı doktor amcalar (!). Peki ya Graham Bell ve telefonu her açışta andığımız sevgilisi Allessandra Lolita Oswalda yani kısaca ‘Alo’ bu durum karşısında ne yapardı. Eminim Bell yaşasaydı, bu kadar önemli ve zamandan tasarruf sağlayan icadını insanların gereksiz yere kullandıklarını ve kendi zamanlarını öldürdüğünü görünce, önce telefonu icat ettiği için tövbe eder, sonra da insanların kulaklarını çekerdi.